Bir Kediyi Kurtarmak Hayatımı Nasıl Değiştirdi?

Yavru bir kediyi kurtarmak hayatınızı ne kadar değiştirebilir? Yaşanmış bir hikaye, değişen hayatlar, bir kedinin mutluluğu ve daha fazlası.

1. Bölüm: İlk Karşılaşma

Bu, oldukça basit bir kurtuluş hikayesidir.

Eylül, 2015.

Her şey yağmurlu bir günde başladı. Karanlık ve gök gürültülü bir akşamda yağmurun sesini dinlemek için camları açmıştım. Ailemle yaşıyordum. İşim yoktu, param yoktu. Her zaman yanımda olan kız kardeşimle birlikte evde yalnızdık, ailemiz ise şehir dışındaydı.

Koltuklara yayılmış bir şekilde kardeşimle sohbet ederken bir kedinin miyavlama sesini duyduk. Bu miyavlama, annesine yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen yavru bir kediye aitti.

Kardeşim, “Abla hadi gidip bakalım.” dedi.

Aklımdan şunlar geçtiğini hatırlıyorum; “Gidip o kediyi bulursak ne yapacağız? Dışarısı soğuk, karanlık ve yağmur yağıyor. Eve getirmek zorunda kalacağım.”

Daha önce, hayvan sahiplenme girişimlerimin hepsi olumsuz sonuçlanmıştı. Ailem kesinlikle buna karşı çıkacaktı. Evde pek de söz sahibi değildim ve ailemin otoritesi karşısında bunu başarabilmem neredeyse imkansızdı.

Ama o miyavlamaya kayıtsız kalamazdım. Şemsiyeyi almak için ayağa kalktığımda, hayatımın bu kadar değişeceğini bilmiyordum.

Kardeşimle birlikte yavru kediyi aramak için dışarı çıktığımızda, birkaç saniye içerisinde sırılsıklam olmamıza yetecek kadar yağmur yağıyordu. Miyavlama sesine doğru yürüdük. Henüz onu görememiştik ama oralarda bir yerlerdeydi. Apartmanımızın arkasındaki otoparkı geçmiş, küçük çalılıkların olduğu alanda geziniyorduk.

Birkaç metre ötede, küçük bir su bardağı kadar, siyah bir şey bana doğru geliyordu. Bu küçük kedi, daha ben elimi uzatamadan kucağıma atlamıştı. Onu orada bırakmam imkansızdı. Daha fazla düşünmedim, birlikte eve döndük.

Kucağımda, titremekten başını düz tutamayan, miyavlamaktan gözleri yuvalarından çıkacakmış gibi olan bir kedi vardı. Çok ama çok korkmuştu. Çok üşümüştü ve çok küçüktü.

Yağmur o kadar şiddetliydi ki, kucağımda duran kediye ilk kez eve döndüğümüzde bakabildim. Tek elimin avucuna sığıyordu. Tüyleri yapış yapış, kulaklarının, ağzının ve burnunun içi simsiyahtı. O kadar pisti ki, önce temizlemeliydim.

Zift gibi, acayip bir şeyle tüyleri kaplanmıştı. Sildikçe daha kötü oluyordu. Zaten yağmurda yeterince ıslanmıştı, ılık suyla yıkamak daha iyi bir seçenek diye düşündüm. İki kere yıkamama rağmen tüylerini tamamen temizleyemedim. Hala siyah lekeleri vardı. Ama temizlendikçe beyaz tüyler alttan görünmeye başladı. Meğer pislikten o güzel tüyleri görünmüyormuş.

Daha sonradan öğrendiğime göre, tüylerindeki o yapış yapış şey araba motoru yağıymış. Ama nasıl bir yağ…

Nihayet karşımda, gövdesi beyaz, kuyruğu, kulakları ve sırtının üst kısmı turuncu olan bir erkek kedi duruyordu. Kulakları yüzüyle aynı boydaydı, yani kocaman… Daha önce kesinlikle bu kadar uzun ve büyük kulaklı bir kedi görmemiştim.

Boncuk'la ilk karşılaştığımız güne ait bir fotoğraf
Onunla ilk karşılaştığımız güne ait bir fotoğraf. Yıkandıktan hemen sonrası.

Ona sıcak bir yatak hazırladık. Geceydi, tecrübesizdim ve yapabileceğim tek şey ona kuru, sıcak, güvenli bir ortam sağlamaktı.

Sabah ilk iş veterinere gittik. Küçük kedi henüz 15 günlükmüş.

İshaldi, karnı çok şişti, yememesi gereken şeyler yemişti (taş, ağaç kabuğu, yaprak gibi). Çok hastaydı. Özel beslenmesi gerekiyordu çünkü çok küçüktü. Bu kedinin bir “anne”ye ihtiyacı vardı ve annesi çok uzaklardaydı. Ona bundan sonra ben bakmak zorundaydım.

Önümüzdeki bir ay neredeyse hiç uyumadım. Bir süre boyunca, telefonuma kurduğum ve her 4 saatte bir çalan alarmla uyanıp ona mama hazırladım. Henüz çok küçük olduğundan kuru mama yiyemiyordu, yenidoğan bakımı gerekliydi. İlaçlarını içirdim. Tuvaletini yapmasına yardım ettim. Uyumak aklımın ucuna bile gelmiyordu çünkü veteriner yaşama ihtimalinin olmadığını söylemişti. O kadar halsizdi ki, sadece uyuyordu.

Onu ilk defa yalpalamadan yürürken ve oyun oynamaya çalışırken gördüğümde aradan iki hafta geçmişti. Ama hala ishaldi…

Düzenli olarak veterinere gidiyorduk. İlaçlar fayda etmiyordu. Yavru bir kedinin bu kadar uzun süre ishal olması iyi bir şey değildi. Acilen iyileşmesi gerekiyordu.

Sonunda, 20. günde ilk iyileşme belirtisini gördüm. Bundan sonra her şey çok güzel olacaktı. Çünkü yaşayacaktı! Ama benimle değil…

2. Bölüm: Yuva Arayışı

Kardeşim dışında, etrafımdaki hiç kimse o kediye bakmam konusunda bana destek olmuyordu. Onun sahibi olmama müsaade edilmemişti. Param olmadığı için veterinere borçlanmıştım, mama bile alamıyordum. Yapacak hiçbir şeyim yoktu ve en önemlisi ben pasif bir insandım.

Yuva ilanı açtım. Ücretsiz kedi sahiplendirme sitelerine, Facebook sayfalarına ve bildiğim her yere fotoğraflar gönderdim. Gerçekten birinin ona sahip çıkmasını ve güzel bir yuvaya sahip olmasını istiyordum. Ne de olsa ben ona mutlu bir yaşam sunamazdım.

Biliyor musunuz sadece bir kişi aradı. Çok iyi kalpli, pastanesi olan bir kadındı. Ona çok güvenmiştim. Evime doğru gelirken, başka bir çaresiz kediyle karşılaşıp onu evlat edindi.

Telefonda beni aradığında “Özür dilerim, bu kedinin de yuvaya ihtiyacı vardı. En azından sen onu kurtardın ve şuan sıcak bir evde, ama bunun onu kurtaracak kimsesi yok” dediği anı hiç unutmam. Bir kediyi sahiplenemediği için özür dileyen bir insan… Bu kişiyi hala sosyal medyada takip ediyorum. Sahiplendiği kedisine harika bir yaşam sunuyor. Ve onunla gerçekten hiç buluşmamış olsak da, hayatımın bir parçasına ortak olduğu için çok mutluyum.

Yuva bulmaya yarım saat kalmışken, maalesef başarısız olmuştum. Kimseler bu ufaklığı beğenmiyordu çünkü kulakları çok büyüktü… Ne kadar çirkin olduğuna dair bir sürü yorum almıştım ve umudum gittikçe tükeniyordu. “Hayatımda gördüğüm en çirkin kedi, tıpkı bir fareye benziyor, sıska ve kulakları çok büyük.” sözlerini kaç kere duyduğumu hatırlamıyorum.

Boncuk'un yavru halinin bir fotoğrafı.
Büyük kulaklı, sıska ve çirkin olduğu söylenen kedi işte bu.

Bir gün, annem bir akrabasının yavru kediyi sahiplenmek istediğini söyledi. Çok sevinmiştim. Uzakta oturmuyorlardı ve istediğim zaman gidip onu görebilirdim. Hemen yola koyulduk ve kediyi evlerine teslim ederek oradan ayrıldık. Tedavisi devam ediyordu. İlaçlarını nasıl vereceklerini, ne kadar mama vermeleri gerektiğini, kumunu nasıl temizleyeceklerini gösterdim. Daha önce hiç kedileri olmamıştı. Ben de çok tecrübeli sayılmazdım, ne de olsa bu ilk kez kedi kurtarma operasyonumdu. Ama ona iyi bakacaklarından emin olmak zorundaydım. Gözlerindeki mutluluğu ve sevgiyi gördükten sonra oradan ayrıldım.

Bir hafta sonra ziyarete gittim.

Veterinerin “Boşuna uğraşma, zaten ölecek” dediği, geceleri üşümesin diye alarm kurup sıcak su torbasını yenilediğim, ellerimle mama yedirip zar zor ayağa kaldırdığım kedim… Artık canlı ve parlak bakışlarla bakan gözleriyle koşup oynadığını gördüğüm, enerjisi yerine gelen canım kedim…

Bir hafta boyunca hiç yemek yememişti. Verdiğim mamalar aynı şekilde duruyordu. “Oraya koyduk, yemedi diye de yenilemedik, orada mama var gidip yer acıkırsa” dediler.

İlaçlarını vermemişlerdi. “İçmek istemedi, biz de içirmeyi beceremedik” dediler.

Kumu da kullanılamaz haldeydi… Çişler, kakalar… Artık betonlaşmıştı. Kumu karton bir ayakkabı kutusuna koymuşlardı. Kutuyu kaldırdığımda, çişler yere damlıyordu.

Bir haftada kendini kaybetmişti. Salona girip koltuğa oturduğumda, kapının eşiğinden zıplayarak içeri girdi. Salonun ortasına kadar gelmişti ki, olduğu yere yığıldı. Kendinde değildi. Gözleri tek bir noktaya kilitlenmiş halde yerde yatıyordu. Sadece nefes alıp veriyordu.

Koşup onu yerden aldım, kucakladım. Ve oradan derhal ayrıldık.

O an aklımdan sadece tek şey geçti: Bu kediyi bir daha kimseye emanet etmeyeceğim. Ona artık ben bakacaktım.

Kimse onu benden alamazdı. İsmi de hazırdı; Boncuk…

İsmini boncuk gibi yuvarlak olan o güzel gözlerinden almıştı.

Boncuk'u annemin akrabasına yuvalandırmaya götürürken çektiğim bir fotoğraf.
Boncuk’u annemin akrabasına yuvalandırmaya götürürken çektiğim bir fotoğraf.

3. Bölüm: Değişim Başlıyor

Aileme ilk karşı gelişim ve hayatımda ilk kez kendi başıma bir karar verişim işte böyle oldu. Bundan sonra nelerin yaşanacağına dair, hayatımın nasıl değişeceğine dair hiçbir fikrim yoktu.

Her şeyden önce, kedi sahibi olmak için en önemli şeye sahip değildim; para! Param yoktu. Yani, bir yolunu bulmak zorundaydım.

Zaman geçti, önce kendime bir para kaynağı yarattım; iş buldum. Erkek arkadaşımın da desteğiyle, artık kendi paramı kazanabiliyordum ve ailemden para istemek zorunda değildim. Veterinere olan borcumu ödedim. Daha iyi mama alabildim ve aşılarını yaptırabildim. Bunlar benim için inanılmaz gelişmelerdi. Başarıyor muydum, gerçekten?

Boncuk her geçen gün büyüyordu ve büyüdükçe aramızdaki bağ da güçleniyordu.

Biraz hırçındı ve diğer kedilere göre daha iriydi. Veterinerimiz, soyunda yabani ırk olabileceğini söylemişti. İskelet yapısı, görünümü, tüylerinin rengi gibi detaylar sıradan değildi. Yani benden başkasına kendini sevdirmeyen, yanımdan başka yerde uyumak istemeyen kedim çok özeldi.

Boyutu her geçen gün irileşiyor, patileri daha da güçleniyordu.

Evdeki eşyalara zarar vermeye başlamıştı. Aile bireylerimi ısırıyor, onları av olarak görüyor, saldırıyordu. Ciddi yaralanmalar yaşanıyordu. Onun tek arkadaşı ve sevdiği insan bendim. Ne yaptıysam onu sosyalleştiremedim. Aile bireylerim de (kardeşim hariç) Boncuk’tan nefret ediyorlardı. Her gün kavga, gürültü, huzursuzluk vardı. Sesler yükseliyordu, sarf edilen kelimelerin etkisi daha da ağırlaşıyordu.

Bir akşam eve döndüğümde büyük bir sessizlik vardı. Kimse konuşmuyordu. Suratlar asık… Bir şeylerin ters gittiğini anlamam pek zor olmadı.

Sonunda itiraf edildi, ben yokken Boncuk evden atılmıştı. Annem tarafından…

Canım kardeşim, okuldan çıkıp eve gelirken kedimi tesadüfen sokakta görmüş ve “Bu kedi Boncuk değil mi?” diye sormuştu. Ve onu kucaklayarak eve geri getirmişti.

Yaşananları öğrendiğimde büyük bir tehlikenin çanlarını işittiğimi anladım. Bu ev kesinlikle doğru ev değildi. Aksiyonlu günler pek de uzakta sayılmazdı.

Boncuk'un gençliğine ve boncuk gözlerine ait bir fotoğraf.
Boncuk’un gençliğine ve boncuk gözlerine ait bir fotoğraf.

4. Bölüm: Yüzleşme

Aralık, 2015.

Boncuk’la karşılaşalı dört ay olmuştu. 2016’ya güzel bir başlangıç yapabilir miydik? Boncuk’la birlikte yılbaşında yan yana olabilmek için şehir dışında yaşayan erkek arkadaşımın yanına doğru bir seyahate çıktık. Her şey çok güzeldi. Bundan sonra da güzel olacaktı. Çünkü bir aradaydık.

Dönüş biletimiz zaten hazırdı. Havaalanına doğru yola çıktık. Elimde uçuş için gerekli evraklar ve Boncuk’un taşıma çantasıyla birlikte pasaport kontrolünden geçmek üzereydim ki, telefonum çaldı. İşittiğim, babamın sesiydi:“O kediyi bu eve geri getirme. Ya orada bırak ve gel, ya da sen de gelme!”

Bir elimde biletim ve evraklar, diğer elimde Boncuk’un taşıma çantasıyla öylece kalakaldım. Çok çaresiz hissetmiştim. O an yaşadığım şoku anlatacak kelimelerin var olduğunu sanmıyorum. Bu nasıl bir nefret olabilirdi ki, kedimi o eve sokmamak pahasına “benim” de eve girişime izin verilmiyordu.

Benim için travmatik bir andı. Bizi yolcu etmek için gelen ve yaşadıklarıma şahit olup donup kaldığımı gören erkek arkadaşım, Boncuk’un taşıma çantasını yavaşça elimden aldı.

“Senin için onu evimde misafir edebilirim.” dedi.

Ve kedilerden çok korkuyordu… İlk defa yılbaşı gecesi bir kediyle aynı evde yaşamış, daha önce bir kediyle iletişim kurmamış olan erkek arkadaşım, Boncuk’a benim yerime bakacaktı.

Eve tek başıma döndüm. Boncuk artık yanımda değildi.

Bu duruma hiçbir zaman alışmadım ve kabullenmedim. Ailemin yanına döndüğümde Boncuk’un artık geceleri benimle uyumayacak olmasına, elimle yedirmezsem mamasını bile yemeyi reddeden kedimi benden başkasının doyurmasına, evde yanımdan asla ayrılmazken ve su içmeye bile birlikte giderken onun artık çok uzaklarda olmasına asla alışmadım.

Artık, hayatta bir amacım vardı. Ailem kedimi istememişti ve bu onların en doğal hakkıydı. Çünkü onların evinde yaşıyordum. Onların evi, onların kuralları.

Çözüm gözümün önündeydi, kendi evime taşınmalıydım. Bu kararı vermemin üzerinden on ay geçti ve hayatımda çok büyük bir değişiklik oldu.

5. Bölüm: Benim Evim Benim Kedim

Ekim, 2016.

Çok güzel bir ev buldum. Fakat taşınmanın en zorlu aşaması ailemi ikna etmekti.

“Hayır taşınamazsın, rüyanda görürsün, asla izin vermem” gibi sizin de kolaylıkla tahmin edebileceğiniz klasik ebeveyn sözlerinin tümüne maruz kaldım (yazdığım o sözler sadece örnekti, elbette bu kadar masum sözler duymadım).

Benim dışımda hiç kimse, kendime ait bir evim olacağına inanmamıştı. Ama, Ekim ayında bir kontrata imza attım ve artık bir evim vardı, kiralık da olsa…

Maddi olarak zor bir durumdaydım. Neyse ki, bana destek olan erkek arkadaşım vardı. Yine. İlk kiramı, depozitomu, emlakçı komisyonunu ödememe ve temel eşyalarımı satın almama yardım etti.

Sonunda taşınmıştım!

Boncuk da sonsuza kadar yanımda uyuyacaktı.

Kendi evimde uyuyacağım ilk gün, henüz yatağım bile yoktu. Doğru dürüst eşyam da yoktu. Uydurma perdeler, bir iki tencere, birkaç tabak, bir tane üçlü koltuk, sehpam vardı. Çamaşır makinesi, buzdolabı ve ocağı babam hediye etmişti.

Günler, aylar, yıllar geçti. Boncuk’la birlikte yeni hayatımıza başladıktan kısa bir süre sonra sokakta ikinci bir kediyle karşılaştık. Ve onu da sahiplendim. Hatta o beni sahiplendi. Adı, Tospik oldu.

Ardından bir gün evlenme teklifi aldım. Her kötü günümde yanımda olan, çaresiz hissettiğim anlarda bir şekilde çare üretmeyi başaran ve her seferinde bana en büyük desteği veren erkek arkadaşımdan…

Bilin bakalım ne oldu? Ailem onu da istemedi.

Ve 3 Aralık 2018’de evlendik.

6. Bölüm: 11 Yıl Sonra

Gökyüzünde ağlayan meleklerin olduğuna inandığım yağmurlu bir Eylül akşamında karşıma çıkan masum yavru bir kediyle tanışalı tam 11 sene oldu.

Geçen zamanda yeni bir eve, yeni bir hayata, yeni bir aileye sahip oldum. Büyüdüm, geliştim, değiştim. Çok fazla şey öğrendim.

Bugün, kesinlikle Boncuk’la karşılaştığım günkü insan değilim.

Kararlı olmayı, ne istediğimi fark etmeyi, kendimi korumayı öğrendim.

Empatiyi öğrendim. Vicdanlı olmayı, iyiyi ve kötüyü ayırmayı, karşıma çaresiz bir canlı çıktığında ne yapmam gerektiğini öğrendim.

Bunlar, çaresizce yardım isteyen bir yavru kediye arkamı dönmediğim, kaderine terk etmediğim için bana edilen bir teşekkürdü.

Sayımız biraz arttı.

İki insan, 5 kedi, 1 köpek ile hayatımıza devam ediyoruz. Kimisi engelli, kimisi kronik hasta… Hepsi de çok mutlu. Biz artık kocaman bir aileyiz. Günlerimiz de oldukça aksiyonlu geçiyor. Canınızın asla sıkılmayacağı bir evimiz var.

Bugün, 2026’nın Eylül ayının ilk gününde, bu yazıyı sizinle paylaşıyorum. Ve bugün, Boncuk’un doğum günü! Boncuk şu anda tam 11 yaşında.

(Boncuk’un tam olarak hangi gün doğduğunu bilmesek de, 1 Eylül 2015’te doğduğunu varsayıyoruz.)

Boncuk'un 11 yaşındaki bir fotoğrafı.
Boncuk 11 yaşında ve hala benimle birlikte yaşıyor.

7. Bölüm: Ailem

Bu yazının konusu aslında onlar değil ama merak edenler için kısaca yazmak istiyorum.

Annem ve babam…

Bugün onlara kızmıyorum. Büyümek zaten başlı başına zor bir şey. Onlar da kendilerince doğru bir şekilde beni yetiştirmek istediler. Doğrular ve yanlışlar tartışılır. Psikolojide hala bu konuda kocaman kitaplar yazılıyor. Ben bunu birkaç cümlede özetleyemem elbette.

Geçmişte çok kızıp mesafe koydum. Çocukluğuma dair çözümleyemediğim şeyler beni yiyip bitiriyordu. Uzun bir süre kendi yaşamıma odaklanmam gerekti. İyileşmem gerekiyordu. Ve kendimi tamir edebilmeyi keşfedip, sınırlarımı çizmeyi öğrendiğimde onlarla olan “ebeveyn / çocuk” ilişkimi yeniden kurmaya başladım. Ağırdan alarak.

Hala bir şeyleri çözümlemeye devam ediyorum ve çabalıyorum.

8. Bölüm: Empati

Bu dünyada hepimizin zaafları, zayıf tarafları var. Mutlaka içimizde bir yerlerde henüz çözemediğimiz bir şeyler var. Hepimizin hikâyesi başka, yolculuğu başka.

Aynı zamanda hepimizin ortak bir noktası da var; sevgi!

Bunu çok küçümsemeyin. Sevgi, inanılmaz bir şeydir.

Bir insanı sevmek, bir kediyi sevmek, ağacı sevmek, saksıdaki bitkiyi sevmek… İnsanı çok değiştirir.

Sevgi o kadar güzel büyür ki sizi geliştirir. Asla çözemeyeceğinizi sandığınız bir sorunla karşılaştığınızda, öyle bir çözersiniz ki… Orada olduğunu bile bilmediğiniz güçlü bir yanınız ortaya çıkıverir. Geriye dönüp baktığınızda “Ben o zaman o cesareti nasıl göstermişim?” dediğiniz anların hepsinde, size güç veren bir şeylerin sevgisi vardır.

Etrafınızda kendi hayatınızı nasıl yaşamanız gerektiğini söyleyen insanlar her zaman olacaktır. Gariptir ki, ne yapmanız ve ne yapmamanız gerektiğiyle ilgili her zaman birilerinin bir fikri olur.

Ama siz ne istiyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz? Nasıl bir insan olmak istiyorsunuz?

Bu, sadece sizin hayatınız.

Örneğin, kapınızın önünde beslediğiniz kedi ve köpekleri istemeyen komşular her zaman vardır.

Bir gün “keşke” dememek için vicdanınızın sesini dinleyin.

Empati yapın.

Çünkü geriye dönmek için kimsede sihirli bir değnek yok.

Ve bir kedi evlat edinin. Hayatınızın iyi yönde değişeceğini size bizzat garanti ediyorum. 

Not: Bu yazıda anlatılanların tamamı gerçektir.

Fotoğraflar temsili değildir, gerçektir. Orijinal fotoğraflar yapay zekâ ile karakalem çizimlere dönüştürülmüştür.

Bu yazı Patiempati editörü tarafından yazılmıştır. İzinsiz kullanılması, kopyalanması ve yayınlanması yasaktır, yaşananlara karşı vicdani sorumluluk gerektirir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir